Gönderen: hizbullahgercegi | Aralık 16, 2011

LÜBNAN ŞİÎ HİZBULLAHININ KURUCULARI VE TÂBİLERİNİN AKÎDESİ NEDİR?

Bu partinin ve sempatizanlarının dinî inancı “Şiîlik” ya da kendilerini adlandırdıkları şekliyle “On İki İmamcı Caferî Şiîliği”dir. Sapık inançlara sahiptirler ki bunların en bariz olanları şunlardır:

İmamlar Hakkında Aşırılık:
Rafızîler, ehl-i beyt hakkında aşırıya kaçmaktadırlar. Onların masum olduklarını, gaybı bildiklerini iddia ederler. On iki imamın bilmeyi dilediklerinde bileceklerini, ne zaman öleceklerini bildiklerini ve ancak kendi seçimleriyle öleceklerini ileri sürmektedirler.21 Hatta o hale varmışlardır ki imamlarını, Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem haricindeki diğer peygamberlerden üstün tutmaktadırlar. Nitekim bu hususu el-Meclisî, Mir’âtu’l-‘Ukûl adlı kitabında22 itiraf etmiştir. İmamların ölüleri dirilttiklerini söylemişlerdir.23 Dahası Ali b. Ebî Tâlib’in râcife, sâ’ika24 olduğunu, nehirleri fışkırtanın, ağaçları yeşertenin, gönüllerde olanı bilenin o olduğunu, kendisiyle dua edilen esma-i hüsnânın da o olduğunu iddia etmişlerdir.25 Bu saçma inançlardan Allah’a sığınırız.

Kur’an-ı Kerim Hakkındaki İnançları:
Şia, ashabın Kur’an’da tahrif yaptığı,26 Kur’an’ın tamamını imamlardan başkasının cem etmediği ve Ali b. Ebî Tâlib ve ondan sonra gelen imamlardan başkasının Kur’an’ı Allah’ın inzal ettiği gibi cem ve hıfzetmediği 27

görüşündedir. Zâhiriyle bâtınıyla Kur’an’ın tümünün kendi nezdinde bulunduğunu vasîlerden başkası iddia edemez, demişlerdir.28 Dahası öyle bir noktaya varmışlardır ki -böyle bir halden Allah’a sığınırız- Cebrail’in Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e getirdiği Kur’an’ın on yedi bin ayet olduğunu söylemişlerdir.29 Âlimleri ve önderleri olan Nimetullah el-Cezâirî bu inancını itiraf ederek şöyle demiştir: “Haberlerde rivayet edildiğine göre imamlar -aleyhisselam- Şialarına (taraftarlarına) Sahib-i Zaman mevlamız zuhur edinceye kadar namaz içinde ve sair münasebetlerle Kur’an’dan mevcut olanı okumalarını ve bunun ahkâmıyla amel etmelerini emretmiştir. Sahib-i Zaman zuhur edince bu Kur’an insanların ellerinden semaya yükselecek ve müminlerin emîrinin telif ettiği Kur’an çıkacak ve bu Kur’an okunup ahkâmıyla amel edilecektir.”30

Masumiyet ve Velayet Hakkındaki İnançları:
Rafızîler, on iki imamın; imamlıklarına,31 masumiyetlerine, velayetlerine ve onlara muhalefet edenlerin -ki bunların en başında üç halife Ebû Bekir, Ömer ve Osman radıyallâhu anhum gelir- tekfir edilmesi gerektiğine inanırlar.

İddialarına göre bu üç halife, hilafeti Ali b. Tâlib’den -Allah ondan ve bütün sahabîlerden razı olsun- gasp ettikten sonra kâfir ve mürted olmuşlardır.
Bu nedenle velayetin, amelin kabulü için şart olduğu ve velayet bulunmadığında Müslümanın ameli ne olursa olsun kabul edilmeyeceği görüşündedirler. Bu sebeple el-Meclisî, Bihâru’l-Envâr adlı kitabında “Lâ Tukbelu’l-A’mâlu illâ bi’l-Velâye/Ameller Velayet Olmaksızın Kabul Edilmez.” adında bir bab açmıştır.32

Sahabîler ve Müminlerin Anneleri Hakkındaki İnançları:
Rafızîler, üç halifeye (Ebû Bekir, Ömer ve Osman radıyallâhu anhum’a) lanet okumanın -iddialarına göre- Allah katında en büyük yakınlık vesilelerinden biri olduğuna inanmaktadırlar. Nitekim Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in hanımlarına (Âişe ve Hafsa’ya) lanet okumaktadırlar.33 Ayrıca müminlerin annesi Âişe radıyallâhu anhâ’ya fuhuş iftirasında bulunmaktadırlar.34
Âişe ve Hafsa’yı, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i katletmekle suçlamaktadırlar. Ayrıca yedi ya da on kişi haricindeki sahabîlere lanet okuyup tekfir etmektedirler.

Sahabîlerin, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra İslâm’dan çıktıkları görüşündedirler.

On İki İmamcı Şiî Olmayanlar Hakkındaki İnançları:

Rafızîler, istisnasız tüm Müslüman fırkaları tekfir etmektedirler. Abdullah Şebber, Hakku’l-Yakîn fî Ma’rifeti Usûli’d-Dîn adlı kitabında İmamiyye’nin bu hususta ittifak ettiğini zikretmiş ve şöyle söylemiştir:
“Şeyh el-Mufîd şöyle demektedir: İmamiyye, imamlardan herhangi birinin imametini inkâr eden ve Allah’ın kendisine vacip kıldığı taat farizasını reddeden kişinin cehennemde ebedî kalmayı hak eden sapık bir kâfir olduğu konusunda hemfikirdir.
Başka bir yerde de şunu söylemiştir:
“İmamiyye, bid’at ashabının tamamının kâfir olduğu ve imama düşen görevin, kendilerini davet edip delilleri beyan ettikten sonra temkinli olarak tevbe etmelerini sağlamak olduğu konusunda ittifak etmiştir. Bid’atlerinden tevbe ederler ve doğruya yönelirlerse ne âlâ… Aksi halde imandan döndüklerinden dolayı katledilirler. Onlardan biri bu hal üzere ölürse, cehennemliklerden olur.”35
Hatta Yusuf el-Bahrânî, hak ehline muhalif olanın kâfir olduğunu söylemiş36 ve şöyle demiştir: “Hak ehline muhalif olan kâfirdir ve hükmünün kâfirlerin hükmüyle aynı olması gerekir.”

Dahası hocaları Muhammed eş-Şîrâzî, on iki imamcı olmayan bütün Şia gruplarının kâfir olduğuna hükmetmiş ve onları Hıristiyanlara benzetmiştir:
“Şia’nın on iki imamcı olmayan kısımlarıyla ilgili olarak birçok nas, kâfir olduklarına delalet etmektedir. Daha önce geçmiş olan ve herhangi bir imamı inkâr edenin ‘Allah üçün üçüncüsüdür.’ diyenler gibi olduğuna delalet eden çok sayıdaki haber gibi…”37 Geri kalan İslâm ehlinin de kâfir olduğu görüşündedirler.38
Takiyyeye inanırlar39 ve ric’ata (ölülerin kıyametten önce geri dönüşüne) inanırlar.40
Velhasıl Hizbullah, Humeyni devrimini ve velayet-i fakih’i yaymayı üstlenmiş olan, bu devrimi İslâm dünyasına ihraç etmek için çalışan Şiî bir harekettir.
Bölgenin içinden geçtiği olayları kendi propagandalarına bir fırsat olarak kullanmışlardır. İslâm dünyasındaki Müslümanların gönüllerini çelmek için de parlak sloganlar üretmişlerdir.

Kaynak:

21 Bkz: Usûlu’l-Kâfî, el-Küleynî, 1/258.

22 A.g.e., 2/290.
23 Bkz: Medînetu’l-Me’âciz, Hâşim el-Bahrânî. Bu kitap bu tarz bir sürü hurafe ve sapık inançla doludur.
24 Râcife ve sâ’ika lafızları Kur’an’da şöyle geçmektedir: “O gün, bir sasıntıdır (râcife), sarsar.” (Nâzi’ât, 6); “Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: İşte sizi Ad ve Semud’un başına gelen kasırgaya (sâ’ika) benzer bir kasırgaya karşı uyarıyorum!” (Fussilet, 13) -Çev.-
25 Bkz: Meşâriku Envâri’l-Yakîn, Receb el-Bersî, s. 268.
26 Bu inancın isbatıyla ilgili çok sayıda Şiî, eser yazmıştır. Bunların en meşhuru, Şiîlerin muhaddisi el-Mirza Huseyn en-Nûrî et-Tabersî’ye ait Faslu’l-Hitâb fî İsbâti Tahrîfi Kitâbi Rabbi’l-Erbâb’dır. Bu, Kur’an’da tahrif bulunduğunu ispatlamaya çalışan mutemet birçok kitaptan farklıdır. Şiîlerin bu inançtan uzakmış gibi görünmelerine rağmen biz, bu kitaba ve müellifine karşı herhangi bir uyarı yapıldığını göremedik. Ayrıca Şia nezdinde en büyük ağırlığı oluşturup Kur’an-ı Kerim’de tahrif olduğunu söyleyenlerin tekfir edilmesi konusunda herhangi bir fetvalarına da rastlamadık. Ama buna mukabil Şia nezdinde en küçük kesim olan ve Ali b. Ebî Tâlib’in ve ondan sonra gelen imamların velayetini inkâr edenleri kâfir ve sapık ilan etmek, onlardan uzak olduklarını beyan etmek hususunda hiç çekinmemektedirler. Bu nasıl bir çelişkidir?!
27 Bkz: Usûlu’l-Kâfî, el-Küleynî, 1/228.

28 Bkz: Usûlu’l-Kâfî, el-Küleynî, 1/285.
29 Bkz: Usûlu’l-Kâfî, el-Küleynî, 2/634. El-Meclisî, Mir’âtu’l-‘Ukûl adlı kitabında (12/525) bu rivayetin sahih olduğunu belirtmiştir.
30 Bkz: El-Envâru’n-Nu’mâniyye, 2/363.
31 Hocaları olan Muhammed Rıza el-Muzaffer, ‘Akâidu’l-İmâmiyye adlı kitabında s. 102’de şöyle der: “Biz inanıyoruz ki imamet, dinin temel esaslarından biridir. İman ancak buna inanmakla tamam olur.”

32 Bkz: 27/166. Sözü edilen eser -on iki imamcılara göre- hadis alanındki sekiz kaynaktan biridir.
33 Bkz: Du’âu Sanemeyi Kureyş (Kureyş’in iki putuna beddua) İhkâku’l-Hakk, Nurullah el-Mer’aşî et-Tüsterî, 1/337.
34 Bkz: es-Sırâtu’l-Mustakîm ilâ Mustahıkkî’t-Takdîm, Zeynuddin el-‘Âmilî en-Nebâtî el-Beyâdî, 3/165.

35 Hakku’l-Yakîn fî Ma’rifeti Usûli’d-Dîn, Abdullah Şebber, 2/189.
36 eş-Şihâbu’s-Sâkıb fî Beyâni Ma’nâ’n-Nâsıb, s. 85.

37 Mevsû’atu’l-Fıkh, Muhammed eş-Şîrâzî, 4/269. Diğer Müslüman fıkaları tekfir etmeleri konusunda daha fazla malumat için bkz: Eş-Şî’a el-İsnâ ‘Aşeriyye ve Tekfîruhum li ‘Umûmi’l-Muslimîn, Abdullah es-Selefî, 2. Baskı. Müslüman fırkaları tekfir etmeleri konusunda onlarca rivayet zikretmiştir.
38 Bkz: eş-Şihâbu’s-Sâkıb fî Beyâni Ma’nâ’n-Nâsıb, Yusuf el-Bahrânî. Bu sebeple Hasan Nasrallah, el-Emân Dergisi’nin 31 Mart 1995 tarihli 149. sayısında şöyle demiştir: “Vahhabî hareketinin İslâm üzere ve İslâmî diriliş üzere olduğunu sanmanızı kabullenemiyoruz.” Bu konuşma, on iki imamcı Şiîlerin Müslümanların tümünü tekfir etmeleri konusunda gayet açık konuşmalardan biridir.
39 Bkz: el-Edilletu’l-Celiyye ‘alâ Cevâzi’t-Takıyye, Cevvâd el-Kazvînî.
40 Bkz: el-Îkâz mine’l-Hec’ati bi’l-Burhân ‘alâ’r-Ric’at, el-‘Âmilî, s. 64.

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: